İDE’de bu hafta, Prof. Dr. Mehmet Görmez’in usûl ve metodoloji dersi kapsamında “Makâsıdu’t-Ta‘lîl ve Taabbud” başlıklı dersi gerçekleşti.
Bir medeniyet, varlığını ve sürekliliğini dört temel esasa borçludur: Mevcudiyet, meşruiyet, makuliyet ve mevsukiyet. İslami ilimlerin temel gayesi, önce kendi mevcudiyetini ortaya koymak, ardından meşruiyetini belirleyerek sınırlarını çizmektir. İslami ilimler, bu süreci yönetirken makuliyeti ihmal etmediği gibi, nakli bilgilerin mevsukiyetini de gözeterek varlığını bu dört kavram üzerine inşa eder.
Ta‘lîl ve taabbud meselesi belirlenirken dünya ve ahiret dengesi önemlidir. Ya sadece ta‘lîl üzerinde durup taabbudu ihmal ederler ya da sadece taabbud üzerinde durup ta‘lîli ihmal ederler; yani dünya-ahiret dengesinde ahiretin aleyhine, dünyanın lehine bir anlayışa kayanlar ta‘lîli esas alıp taabbudu ihmal ederler. Tam tersi bir durum söz konusu olduğunda, yani ahiretin lehine dünyanın aleyhine bir bakış açısına sahip olanlar ise taabbudu esas alıp ta‘lîli ihmal ederler. Ta‘lîl ve taabbud dengesi, aynı zamanda dünya ve ahiret dengesidir.
Kur’an’ın küllî makâsıdını belirlemeye çalışan âlimlerin hemfikir oldukları üç temel maksat vardır: Adalet, merhamet ve ahlak.
-Kıst/ قسط: Yargı alanındaki adalet için çoğu zaman “adl” kavramı kullanılırken, “kıst” kavramı ise daha geniş bir çerçevede; insan ile Allah arasındaki ilişkide, insan ile insan arasındaki ilişkide ve insan ile tabiat arasındaki ilişkilerde adaleti ifade eder. Sonuç olarak adalet ilkesi, her yerde dikkate alınması gereken küllî bir gaye ve temel bir maksattır, bunu dışarıda bırakmak mümkün değildir.
-Rahmet: Risâlet-i Muhammediyye’nin gönderiliş gayesini ifade eden ayetleri bir araya getirdiğimizde, rahmetin külli bir gaye olarak açık bir şekilde ortaya konulduğunu görürüz. Nitekim Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulmuştur: “Biz eni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Araf, 156). Merhamet, temel ve kuşatıcı bir ilkedir. Öyle ki bu ilke, bütün hükümlerin anlaşılmasında dikkate alınması gereken üst bir esastır. Hayatın her alanında, her ilişkide ve her hükümde bu rahmet ilkesini göz önünde bulundurmak zorunluluktur. Netice itibariyle rahmetle ilgili bütün ayetler incelendiğinde görülür ki Allah hem kendisini tanıtırken hem şeriatını açıklarken hem de peygamberlerinin gönderiliş gayesini ifade ederken rahmeti merkeze almıştır. Her bir hükmün arkasında bir illet, gaye ve maksat vardır. Söz konusu gaye ve maksat da rahmettir.
-Ahlak: “Ümmîlere kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyacak, onları arındıracak (tezkiye), onlara kitabı ve hikmeti öğretecek bir elçi gönderen O’dur” (Cuma, 2). Buradaki “tezkiye” kavramı ahlak manasını taşımaktadır. Peygamberimiz de (s.a.v.): “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır.
Özetle Kur’an ve Sünnet külli istikra yöntemiyle bir bütün olarak okunduğunda, adaletten sonraki en büyük gaye merhamet, merhametten sonraki büyük gaye ise ahlaktır. Sıralama tartışılabilir veya değişebilir. Fakat bilinmesi gereken bu üç husustan temel ve küllî ilke olarak öne çıktığıdır.
Dersin nihayetinde, İslam düşünce geleneğindeki üç temel soru sorma biçimine dikkat çekilmiştir. Bunların ilki, hakikati aramak ve keşfetmek amacıyla yöneltilen tahkik (araştırma) sorularıdır. İkincisi, mevcut kabulleri sorgulayan ve süzgeçten geçiren tenkit (eleştiri) sorularıdır. Üçüncüsü ise bireyin varoluşsal yükümlülüklerini ve sorumluluklarını idrak etme gayesiyle sorduğu sorularıdır. Bu yönüyle bakıldığında felsefe, esasen doğru soru sorma adabını ve yöntemini öğreten bir disiplindir.
Tâhâ Abdurrahmân, ‘Süâlü’l-Amel: fî Te’sîsi’l-Felsefeti’l-İhtibâriyye’ çerçevesinde, sorunun mahiyeti ve soruyu soranın ahlaki sorumluluğu üzerinde durur. Kur’ân-ı Kerîm’in de soruyu soran kişiyi cevapsız bırakmadığı; aksine hikmet arayışındaki soruların yanıtlanmasını teşvik ettiği görülür. Nitekim Duhâ Suresi 10. ayette yer alan, ‘El açıp isteyeni sakın azarlama/boş çevirme’ emri, genellikle maddi yardım isteyenlerle ilişkilendirilse de daha geniş bir anlam ufkuna sahiptir. Bu hitap, hakikati talep eden ve zihni bir arayışla soru yönelten kişinin de geri çevrilmemesi gerektiğine dair evrensel bir düstur vazetmektedir.

